seyduna

başlık içinde ara
no reklam!
  1. (yitik öyküdür)
    tarihten iki ayrı coğrafyaya damlayan
    ıki ayrı yürekte durmadan kanayan
    seyduna'yla şahrud
    yüreklerin akarken bıraktığı izi
    birbirlerinin gözlerinde aradılar.
    yoktu.
    ıki iklim farkıydılar
    ne zaman göz göze değseler
    yangın çıkmayacak denli uzaktılar.
    yalnızca aynaların dökülen sırrına yansırdı
    üçüncü bir kente düşmüş suretleri
    şahrud gökyüzü geliniydi.
    yüzüne bulut inse dolardı masal gözleri.
    bir solukluk rüzgarda bile
    usul usul kanardı gelincik bedeni.
    seyduna yeryüzü cehennemi.
    ölüm, çağrılı uçurumlarda sınardı sevdasını
    yalnız ufuk çizgisinde buluşurlardı,
    onu da güneş günde iki kez ateşe verirdi.
    ıki iklim ayrıldılar.
    "ya şahrud!" dedi seyduna
    "gözlerime mermi diye sevdanı sürdüm.
    ardına bakma, gözyaşımla vurulursun.
    su gibi git."
    şahrud'un yüzüne keder mayın gibi durdu.
    ve zaman gözlerinin su yeşilinde kuruldu.
    hüzün bir buda heykeli gibi çırılçıplak,
    yüzlerine oturdu.
    rivayet odur ki,
    şahrud vardığı denizlerde hala
    seyduna türküleriyle uyanmakta,
    seyduna, şahrud'un gözlerinden kalan
    masalla yaşlanmakta.)
    (biliyorum! sen yine parmak uçlarında üşüyosun,aramızda kıvrılıp yatan uzaklıga inat,ayaklarınla kasıklarımın kasıgasını,ellerinle yüregimde yaktıgın ateşi düşlüyorsun.sularımız sızıp karışıyor ay karanlıkta ve çırıl çıplak bir ırmaga dönüşüyor yatagımızda apansız,parmakların tıkır tıkır işliyor iştahla,biliyorsun yaşamaktır aşk, geceyle gündüzün sessiz geçişimidir bir uyku bogazında,delıce bır yangin parmaklarinin buzulunda.)
    (damdaki kemanci, 04.11.2007 23:23 ~ 20.05.2012 3:31)
  2. ayrılıklar uyandırmalı kör yüreğimi
    cehennem yangınlarından ölmeden çıktıysa bedenim
    artık benim olmalıyım benim
    yeter yüreğimi bir çift gözün ateşine rehin verdiğim
    ateş artığı değildir karşılığımız
    pusatını dağ sesinden alan
    firarinin mermisine emanet eden
    bir namludur bu eşkiya sevda
    ki zulasında asılı durur kefenlediği ölümü
    ellerinin çeliğine su verilmiştir
    ta ademden beri
    bilir ve intihar cüretiyle yoklar yüreğinin tetiğini
    güneşin kızılca kıyametine çatar kuruyan umut dallarını
    yanacaksa cehennemden beter yanmalı
    kim anlar ki eşkıyanın sağlamlığını
    özleminin çiseyle yıkanmış şafak değerini kim
    hani ellerine kuşlar inerdi kardan üşüyen kuşlar
    bahçen kuş sevinçleriyle inlerdi ha şahrud
    eşkıya yüreğime çığ düştü üşüyorum ha
    aç ellerini....
    (damdaki kemanci, 04.11.2007 23:24 ~ 13.02.2010 02:12)
  3. ah şahrud...
    (seyduna, 05.11.2007 02:29 )
  4. ...yüreği sulayan bir gecede kulağı okşayan bir ezgidir seyduna...hani sorgusuzca akıverdiğiniz bir çağlayan belki çok zaman...
    ...yüreğinde büyüttüğü anlamların çözümünün güç olduğu bir nefestir şimdi seyduna bir insan bedeninde...ama aynı bölümü paylaşmaktan zevk aldığım ve geleceğin dosta çalınan türküsüdür belki...
    (girdap, 05.11.2007 17:04 )
  5. tepkime hızı yüksek şiirsel dost..*
    (alaka, 09.11.2007 21:02 )
  6. en sağlam yar'ıma; şahrud'a ithafımdır...

    bozkır suları gibi yoksul; ancak bahtlı doğdum, özge sulara karıştım, araz oldum. vermenin yurduydum, yeşildim, ığdır'dım.

    karışan yanlarımı gurbet yüzlerde çiçeğe durmuş buldum, koklaştık; el verdik, türkülendik, yola çıktık, meper ne de güzel insanlardık. yaşamları türkülerimize öyküleyip kardık ve hep güzeli aradık, yine de her birimizi acılar, ayrılıklar önünde sınanan sabırdık, bu hayat ırmağında yola çıktığımız yoldaşlardan kimilerini yolumuzdan ayırdık meğer içi çürük cevizlermiş.

    su yüzüne, sonra da kıyıya vurdular. türkülerce arındık, çünkü artık sarihtik; parmak uçlarımızla hayatı görecek mahir... su damlası sesleriyle yüreklerini getiren yeni nefes ustaları katıldı kervanımıza.
    bir olduk! harlı türkülerimizi üfleyerek söyledik. yolundan şaşmayan karınca ordusu gibi..
    (kirmizi kurdele, 07.12.2007 22:54 ~ 07.12.2007 22:55)
  7. seyduna hasan sabbahın diğer ismidir
    (no comment, 11.12.2007 22:06 ~ 11.12.2007 22:06)
  8. bıçak vurmalı ırmağımın yatağına,kesmeli bencilime aldanıp yolunu..taşmamaya ellerimin üstünden bedeni;ellerim kör ve ağlamaklı:''sana olan sevdamdandır bilesin''
    (seyduna, 15.12.2007 22:42 ~ 15.12.2007 22:42)

  9. karşılıksız sevebilmekse sevda
    gerçek seven küle dönmüş her çağda
    elim kolum bağlanmışsa kıyında
    "seydunayım" gebermişsem kıyında
    sana olan sevdamdandır bilesin.

    (cascade, 29.12.2007 11:35 ~ 29.12.2007 11:35)
  10. ayrılıklar uyandırmalı kör yüreğimi cehennem yangınlarından ölmedem çıktıysa bu beden artık benim olmalı benim...yeter yüreğimi bir çift gözün ateşine rehin verdiğim ateş artığı değildir karşılığımız pusatını dağ sesinden alan,firarini mermisine emanet eden bir namludur bu eşkiya sevda ki zulasında asılı durur kefenlediği ölümü ellerinin çeliğine su verilmiştir ta ademden beri ve intihar cürediyle yoklar yüreğinin tetiğini güneşin kızılca kıyametine çakar kuruyan umut dallarını yanacaksa cehennemden beter yanmalı kim anlarki eşkiyanın sağlamlığını,özleminin çicegiyle yıkanmış şafak değerini kim...hani ellerime kuşlar inerdi kardan üşüyen kuşlar bahçem kuş sevinçleriyle inlerdi ahhh şahrud eşkiya yüreğime çığ düştü üşüyorum haaaa aç ellerini.
    (kirmizi kurdele, 31.12.2007 15:49 ~ 15.01.2008 20:17)
  11. nasıl hz ali ye haydar deniliyorsa, hasan sabbah a da seyduna denir. ayrıca hasan sabbah ın haşhaşilerini yetiştirdiği kartal yuvası denilen alamut kalesinin çevreleyen bir nehir vardır bu nehirin ismi de sahrud dur. sahrud da hasan sabbah ın aşık olduğu kadına verilen isimdir. gerçek ismi bilinmemektedir.
    (cirkin kugu yavrusu, 03.01.2008 19:53 ~ 03.01.2008 20:57)
  12. (bkz: hasan sabbah)
    (seyduna, 13.01.2008 22:35 ~ 13.01.2008 23:07)
  13. ıki ayrı baharın dalıydılar
    biri ılk diğeri sondu
    ve kan ter ıçinde bir yaz aralarında duruyordu
    bahara yenildilerr
    şahrud taptazeydi. filizdi
    yüreği güneşi ıçecek denli kar yangınıydı
    her ucu ayrı bir yeşile sevdalı
    cemreler yaşamla arasında ana sütüyü
    toprak var gücüyle ayakta tutuyor
    kendini ve doğurganlığını ona sunuyordu
    şahrud ıse her dalı yeşile bir tomurcukla karşılık veriyordu
    ıçtiği her damla güneşle çiçekleri çıtlıyordu
    sanırsın rengarenk gülümseyen yeryüzüydü
    seyduna ölüme ölümüne yakındı. çınardı
    şahrud'un giyindiğini soyunuyordu ve
    gelinsi dalları soyundukça çıplaklığından utanıyordu
    solan yüreğiyle her seher güne biraz daha sarı duruyor
    ve biliyordu; ten soğuması çoğu kez elinde ak keteniyle
    vaktinden önce geliyordu
    ölümle yakın dostluğuna birazda bu yüzden minnet duyuyordu
    seyduna'yla şahrud'un tek ve bütün bağları
    ayrılıklarıda olan mevsimin en uzak uçlarına tutunmalarıydı.
    mevsim haziran sonunda kendini yakınca, koptular
    artık birbirlerinin kışında bile yoktular.
    (kirmizi kurdele, 10.08.2008 00:40 ~ 10.08.2008 00:41)
  14. hasan sabbah.dunyanın en zekı adamlarından biri.
    (dereotu, 10.08.2008 01:10 )